Ekonomi

Türkiye’nin AB’ye ihracatında karbon mekanizması süreci başlıyor

Çevresel etkilerin sınırlandırılması ve iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla hayata geçirilen SKDM, Türkiye’den AB’ye ihracat yapan birçok sektörü etkileyecek.

Yeni mekanizma ile AB ülkelerinden ithalat yapan firmalar, üretim yaptıkları ülkede ödenen karbon fiyatı ile AB’deki karbon fiyatı arasındaki farkı ödemek için SKDM sertifikası satın almak zorunda kalacak. Yeni mekanizmayla birlikte Türkiye’den AB ülkelerine yoğun ihracat yapan departmanlar da yeni politikanın etkilerini yakından hissedebilecek.

Özellikle elektrik, alüminyum, gübre, demir-çelik ve çimento gibi yüksek karbon emisyonu üretme potansiyeli olan branşlar yeni düzenlemelerden daha fazla etkilenebilir.

AB, bu segmentlerden ithal edilen ürünlere yüksek karbon vergileri uygulayarak ithalatçıları daha düşük karbon emisyonlu üretim yöntemlerine geçmeye teşvik etmeyi amaçlıyor. Uygulamanın bu segmentlere etkisinin yanı sıra sektörel bazda bu kapsamda atılan adımların segmentleri nasıl etkileyeceği konusu da önem taşıyor.

SKDM’den etkilenecek sektörler

Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) tarafından yayınlanan 2022 İhracat Raporu’nda Rusya, Çin, Türkiye, İngiltere, Güney Kore, Hindistan, Brezilya, ABD ve Mısır; Seçilen eserlerin en büyük ihracatçılarını temsil ettikleri için tedbirden anında etkilenecek ülkeler arasında yer aldıkları belirtildi.

Raporda, düzenlemenin bir yandan AB’ye ihracat yapan şirketleri karbon emisyonlarını azaltmaya teşvik ederken, diğer yandan ülkeler ve şirketler arasında karbon azaltımı için rekabetçi bir ortam yaratacağı, Türkiye’nin demir-çelik, alüminyum, çimento ve çelik sektörünün Karbon vergisinin ilk etapta uygulanacağı kesimler arasında yer alan sanayi, karbon vergisine tabi olacak sektörler arasında yer alıyor. AB’ye önemli miktarda gübre ihraç ettiği bildirildi. Raporda bu sektörlerin düzenlemeden ilk aşamada hemen etkileneceği vurgulandı.

Raporda, sınırdaki karbon vergisinde ihracatçı firmaların karbon emisyonlarının hesaplanmasında Kapsam 3’ün kullanılacağı, hem üretim aşamasında, hem kullanılan elektriğin üretiminde, hem de üretim aşamasında ortaya çıkan karbon emisyonlarının dikkate alınacağı kaydedildi. Kullanılan girdilerin üretim ve tedarik aşaması dikkate alınacaktır.

Karbon vergisi çeşitli varsayımlarla hesaplanıyor

Ülkelerin SKDM ile ihracatta ödeyeceği karbon vergileri çeşitli varsayımlarla hesaplanıyor.

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın (UNCTAD) 2021 yılında gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelere yönelik gerçekleştirdiği çalışmada, ülkelerin 2020 yılı itibarıyla ihracat yaptığı 6 sektörde toplanacak karbon emisyonları ölçüldü, bunların önceki yıllara göre farklılıkları ölçüldü. AB referans değerleri dikkate alınarak ihracatlarında toplanacak karbon vergileri hesaplandı.

Yapılan hesaplamayla 1 ton fazla karbon emisyonu için 44 dolar ödeneceği varsayıldı.

TİM’in raporunda da yer alan Türkiye için yapılan hesaplamada, çimento ve cam sektörü, 2020 karbon emisyon değerleri ile AB’ye ihracatta yüzde 12,3, kağıt ürünlerinde yüzde 1,1, alüminyumda ise yüzde 1,2 oranında karbon vergisiyle karşı karşıya kalıyor. Karbon vergisi demir-çelik için yüzde 2,9, rafineri petrol ürünleri için yüzde 1,2, kimyasal ürünler ve gübre için ise yüzde 2 olarak hesaplandı.

Sektörler karbon emisyonlarını azalttıkça karşılaşacakları karbon vergisi oranı ve yükü de azalacak.

“AB’ye yapılan ihracat hacmine bakıldığında çimento, demir-çelik ve alüminyum segmentleri öne çıkıyor.”

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA) Direktörü Bengisu Özenç, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, SKDM’nin karbon yoğun ilk 5 sektörde (çimento, demir-çelik, alüminyum, gübre ve elektrik) uygulanacağını ve Türkiye’nin AB ihracatındaki hacimleri dikkate alındığında çimento, demir-çelik ve alüminyum sektörlerinin öne çıktığını söyledi.

Özenç, “Bu segmentler tüm dünyada ‘karbondan arındırılması zor’ branşlar olarak adlandırılıyor. Çünkü elektrikte olduğu gibi fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişi sağlayacak teknolojilerin artık yaygın olarak kullanıldığı segmentler değiller. Her ne kadar bu segmentlerdeki bazı süreçler elektrifikasyona uygun olsa da ya da “Alternatif malzemelere geçiş emisyonların azaltılmasını mümkün kılsa da net sıfır hedeflerine yönelik yeni teknolojilerin yaygın kullanımına hala ciddi bir ihtiyaç var.” şeklinde konuştu.

Özellikle ihracata olası olumsuz etkilerin getirdiği motivasyonla Türkiye’nin SDDM’ye uyum çalışmalarını hızlandırdığına işaret eden Özenç, söz konusu branşlarda mevcut durum, beklenen karbondan arınma yolları ve teknoloji ihtiyaçları analiz edilirken, şunları kaydetti: Öte yandan ülkede emisyon ticaret sisteminin kurulmasına yönelik çalışmalar da sürüyor. Yaptığını belirtti.

Özenç şunları söyledi:

“Büyük ölçekli ihracatçı firmalar gündemi yakından takip edecek ve uyum stratejileri belirleyerek aksiyon alacak kaynaklara sahip olsa da, küçük ölçekli firmaların hem farkındalık hem de dönüşüme uyum sağlama konusunda geride kaldıklarını görüyoruz. Bu süreç; Firmaların bireysel olarak hazır olmasının yeterli olmayacağını, “Tedarik zinciri içerisinde yer alan tüm tedarikçilerin bilinçli ve hazır olmasını gerektirecek bir süreç. Bu nedenle kamunun, ihracatçıların ve büyük ölçekli firmaların tüm segmentlerin hazırlanmasında daha fazla sorumluluk alması, hızlı ve iddialı bir pozisyon alması gerekiyor.”

“Türkiye’nin 2032 yılına kadar karşı karşıya kalacağı toplam maliyetin yıllık 2,5 milyar dolar olabileceği söyleniyor.”

Bengisu Özenç, Türkiye’nin önlem almaması durumunda sektörlerin olumsuz etkilenmesini beklediğini belirterek, “SEFIA’nın hazırladığı ve İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından açıklanan rapor, önlem alınmazsa Türkiye’nin karşı karşıya kalacağı toplam maliyeti gösteriyor. 2032 yılına kadar yıllık 2,5 milyar dolar olabilir.” söyleniyor.” dedi.

Özenç, aynı çalışmaya göre Türkiye’nin ulusal emisyon ticaret sistemini (ETS) hayata geçirmesi durumunda SKDM maliyetlerinin düşeceğini kaydetti. Daha iddialı ETS fiyatları altındaÖzenç, SKDM maliyetleri daha da düşerken emisyonlardaki azalmanın da en üst düzeyde sağlanabileceğini belirterek, şöyle konuştu:

“Ayrıca ETS gelirleri aracılığıyla ekonomik ve sosyal fayda sağlayabilecek, karbonsuzlaşmayı hızlandırabilecek yatırımlara kaynak yaratmak da mümkün görünüyor. Buradan da anlaşılacağı üzere Türkiye’nin daha iddialı bir karbonsuzlaşma hedefi belirleyip hızla hayata geçirmesi önemli. korkulduğu gibi bunu mümkün kılacak politikalar.” “Bu, ekonomik maliyet getirmek yerine, değişen-dönüşen küresel düzende daha yüksek rekabet gücü, ekonomik ve sosyal fayda anlamına gelecektir.”

arachaber.xyz

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu